hidden hit counter
Anasayfan Yap Favorilerine Ekle E-Posta Tavsiye Et İletişim | 
Bugün : 9 Eylül 2010   
 
 
Övülme tutkusu | tiklatt.com
     ana sayfa     modüller     genel     egitim     oyunlar     multimedya     pc&int.     spor     saglik     diger&hakkimizda

Kullanıcı Adı : Şifre : Güvenlik :23 Hatırla :

      tiklatt.com forum tiklatt.com forum
           Övülme tutkusu Övülme tutkusu Din ve Islam
                    Övülme tutkusu Övülme tutkusu Övülme tutkusu
topalbozkurt
[Teğmen]
Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının rütbe yıldızı
Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının avatarı
şu an sitede değil

Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının MSN Messenger (Windows Live Messenger) Adresi.. MSN : mutemet15@hotmail.com
Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının yaşı.. Yaş : 30
Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının Mesaj sayısı.. Mesaj sayısı : 326
Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının tiklatt.com'a giriş sayısı.. Giriş sayısı : 390
Övülme tutkusu konusunu açan topalbozkurt kullanıcısının toplam karizması.. Karizma : 24
Övülme tutkusu konusundan topalbozkurt kullanıcısının aldığı karizma.. Konudan aldığı karizma : 0
Övülme tutkusu konusuna karizma verenler.. Karizma verenler
Övülme tutkusu konusuna karizma ver!.. Konuya Karizma ver
Övülme tutkusu konusunu yazdir.. Övülme tutkusu konusunu yazdir!
Konuyu Facebook'ta Paylaş

Övülme Tutkusu ve Karakteristik Narsistler

Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in ve selef-i salihînin takdir edilme ve övülme ile alâkali mülahazalari, tutum ve davranislari nasildi? Bu konudaki mümince düsüncenin ve istikamet çizgisinin esaslari nelerdir?


Cevap: Insanin gönül dünyasini yavas yavas harap eden, manevi melekelerini birer birer öldüren hastaliklardan biri de övülmeyi sevmek ve her firsatta methedilmeyi istemektir. Hep üstün sifatlarla anilmak, medh ü senâlarla yâd edilmek ve sürekli iyilikler, meziyetler ve basarilarla nazara verilmek arzusu tedavisi zor bir kalb marazidir. Müminler arasinda da hakkinda methiyeler yazilmasini ve övgüler siralanmasini dileyen insanlar olabilir; fakat, kibir, gurur ve bencillikten kaynaklanan methedilme istegi daha çok müsriklerde ve münafiklarda görülen bir ruh hastaligidir.
Bir Nifak Sifati
Imanin tadini alamamis kimseler, sadece yaptiklariyla ve sahip olduklari bir kisim vasiflarla degil, yapmadiklari islerle ve hiçbir katkida bulunmadiklari basarilarla da övülmeyi, hiç layik olmadiklari güzel sifatlarla da vasfedilmeyi arzularlar. Nitekim, Kuran-i Kerim böylelerini bekleyen aci sonu hatirlatma sadedinde, meâlen söyle buyurmustur: Zannetme ki, yaptiklarindan ötürü sevinip simaran, yapmadiklari islerden dolayi da övülmek isteyen kimseler evet, sanma ki onlar azaptan yakayi kurtaracaklar! Onlara hem de can yakici bir azap vardir. (Al-i Imran, 3/188)
Tefsircilere göre, bu ayet-i kerimeyle o zamanki Ehl-i kitap bilginleri ve münafiklar kastedilmektedir. Zira, bu ayetin sebeb-i nüzulüyle alakali olarak su iki hadise rivayet edilmektedir:
Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bir defasinda Ehl-i Kitab'in önde gelenlerine kendi dinleriyle alakali bir hususu sormustu. Onlar, hakikatin bilinmesini kendi aleyhlerinde saydiklarindan gerçegi gizleyip yalan yanlis bazi seyler söylemislerdi. Yaptiklari bu is çok hoslarina gitmisti; üstelik verdikleri bu yanlis bilgiden ötürü bir de tesekkür beklemislerdi. Söz konusu beyan-i ilahî iste o sözde alimlerin içyüzlerini ortaya koymaktadir.
Diger taraftan, Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ) cihada çiktiginda bazi münafiklar degisik bahanelerle müslümanlardan ayrilir ve geride kalirlardi. Sayet müslümanlar yenilecek olurlarsa, onlar savasa katilmadiklari için çok sevinir, insanlar arasinda kibirle, gururla dolasir ve akillilik, ileri görüslülük taslarlardi. Eger, müminler galip gelip ganimetler elde ederek dönerlerse, o zaman da geride durarak orada yapilmasi gereken isleri deruhte ettiklerini, ayri kalmis olsalar bile kalblerinin hep cihad meydaninda, arkadaslarinin yaninda bulundugunu ve dualariyla onlari desteklediklerini iddia edip zaferden kendilerine de pay çikarir ve yapmadiklari seylerle övülmeyi, takdir edilmeyi, mükafat görmeyi beklerlerdi. Iste, ayet-i kerime yaptiklarindan ötürü sevinip simaran ve yapmadiklari islerden dolayi bile övülmekten hoslanan bu münafiklari açiga vurmaktadir.
Sen de Muhatapsin!..
Evet, bu ayetin inis sebebi olarak baska bazi olaylar da rivayet edilmektedir ama müfessirler en çok bu iki hadise üzerinde durmuslardir. Bununla beraber, unutulmamalidir ki, bir ayetin herhangi bir mesele üzerine inmis olmasi, o ilahî beyanin sadece o meseleyle alakali oldugu anlamina gelmez. Cenâb-i Hakk'in her sözü binlerce hikmetle doludur ve pek çok hadiseye isik tutucudur. Her ayet, esbâb-i nüzul olarak zikredilen hadiselerle beraber, onlara benzeyen diger olaylar için de bir aynadir. Dolayisiyla, bir ayetin birden fazla hadise ile irtibatlandirilmasi ve o olaylarin herbirinin ayetin inis sebebi olarak gösterilmesi normaldir. Bu itibarla, esbâb-i nüzule iktiran nazariyla bakarak, Allah Teâlâ, bu ayeti belli bir hikmete mebni olarak su hadiselerle de irtibatlandirmis olabilir demek ve inis sebeplerinden ziyade ayetin muhtevasi üzerinde durmak gerekmektedir.
Aslinda, sahabe ve selef-i salihînden çoklari bu tür ayetlere muhataplari açisindan degil de zemmettigi ya da övdügü sifatlar zaviyesinden bakip meseleyi öyle degerlendirmislerdir. Mesela, bir ayette inançsizlarin ya da münafiklarin yalanciliklari nazara veriliyorsa, nasil olsa onlara söyleniyor! deyip geçistirmemis; Acaba bizde de yalanciliktan bir kirinti var mi? diyerek hemen nefis muhasebesine girismis ve temkinli olmayi yeglemislerdir. Sayet yalancilik Cenâb-i Hak indinde mezmumsa ve Allah yermesini de methetmesini de sifatlara göre yapiyorsa, yalan söyleyen kim olursa olsun o yerilmeye müstehaktir düsüncesini benimsemis ve bütün kötü sifatlari da bu mülahazaya göre ele almayi esas edinmislerdir. Mevlâ-yi Müteâl'in hosnut olmayacagi bir ise yanasmamak ve su-i akibete ugramamak için hep teyakkuzda yasamis, kendilerini asla emniyette görmemis; Kur'an'in zemmettigi her hal, hareket ve sifatin kendilerinde de olmasindan endise duymus ve onlardan uzak durmaya gayret göstermislerdir.
Bu teyakkuz ve temkinden dolayidir ki, selef-i salihîn efendilerimiz ehl-i küfürle alakali ayetleri okurken bile hiçkira hiçkira aglar ve onlarin akibetine düsmekten çok korkarlardi. Mesela; Ömer bin Abdülaziz, Boyunlarinda demir halkalar, ayaklarinda zincirler olarak önce kaynar suya sürüklenecek, sonra da ateste cayir cayir yakilacaklardir. (Mümin, 40/71-72) mealindeki ayeti tekrar ede ede sabaha kadar aglar ve çok defa secdeye yigilip kalirdi. Gün gelecek, kâfirler cehennem atesinin karsisina tutulurken onlara söyle denilecek: Bütün zevklerinizi dünya hayatinizda kullanip tükettiniz, onlarla safa sürdünüz! (Ahkaf, 46/20) mealindeki ayet-i kerimeyi okuyunca yemeden içmeden kesilir; ahiret meyvelerini daha dünyadayken yiyip bitirmekten ve öteye müflis olarak gitmekten korktugu için bir bardak soguk su içmeye, birkaç lokma yemek yemeye bile cesaret edemezdi. Dogrusu, özellikle ilk asirlardaki müminlerin genel halleri Ömer bin Abdülaziz'in halinden pek de farkli degildi. Onlar, her ayet karsisinda herkesten önce kendilerini muhatap kabul ediyor ve beyan-i ilahînin muhtevasina göre bir tavir belirliyorlardi.
En Tipik Narsistler
Bu açidan denebilir ki; üzerinde durdugumuz ayet-i kerime, hem insanlara emrettiklerini kendisi uygulamadigi ve dine-diyanete özde bagli olmadigi halde çok dindar, çok hâlis ve çok müttaki görünen, bu görüntüsünden ve yalan-yanlis bilgilerinden dolayi da takdir edilip övülmeyi bekleyen Ehl-i kitap bilginlerini, hem akide ve düsüncelerinde münkir olmasina ragmen farkli bir tavir ve kanaat sergileyen, her zaman duruma göre hareket edip sürekli iki yüzlü davranan ve her zeminde ayri bir hal ortaya koyarak hüsn-ü kabul ve kar payi arayan mürâî ve münafiklari, hem de iman kalbinde oturaklasmadigindan Cenâb-i Allah'in takdirini ve ahiret semerelerini yeterli bulmayan, insanlarin övgülerini ve dünyevî lezzetleri de arzulayan bazi müslümanlari tehdit etmektedir. Evet, bu âyet, müsrikler ve münafiklar sebebiyle inmis olsa da, baskalari tarafindan methedilmeyi bir fazilet sayan, bu küfür ve nifak sifatindan uzak duramayan ve gurur, kibir, ucub gibi öldürücü virüslerden kurtulamayan müslümanlarla da alâkalidir.
Haddizatinda, yapip ettikleriyle gururlanip simaran, yapmadiklarini bile yapmis gibi gösterip övünen ve onlarla övülmekten hoslanan kimselerdeki ruh sefaletinin sebepleri hep ayni hususlardir. Onlar, dinin esaslarindan habersiz, mütemerrid nefs-i emmârenin güdümünde, söhretperestlige müptela ve bohemce yasamaya meyilli kimselerdir. Bu zelil insanlarin çogu, üstün sifatlarla yaratilmis olduklarina inanir, kendilerini farkli görüp gösterir ve çevrelerine birer misyon adami olduklarini empoze etmeye çalisirlar. Pöhpöhe açik ve alkisa tesne bu tiplerin sapik hislerine, aldanmis yandaslarinin iddialari da inzimam edince ortaya en tipik narsistler çikar.
Öyle ki, bunlar arasinda isi mana âleminin devasa kâmetlerinin dahi telâffuz etmedigi Ben kutb-u irsadim, Ben gavsim... türünden iddialara kadar vardiranlar; yaninda baska büyüklerden bahsedilmesinden dahi rahatsizlik duyanlar ve -kendi inanmasa da- Peygamber'in ya da falan velinin temsilcisi ve izdüsümü oldugunu söylemek gibi hezeyanlarla bir kisim muglak ve müphem seylere çevresini inandirmaya çalisanlar da vardir. Bu tür insanlar, gerçekte bu karakterlerin hiçbirine sahip olmadiklari halde, baskalarinin kendilerini müttakî, dindar ve Allah'tan korkan bir mümin diyerek övmelerinden hoslanirlar veya gerçekte tam tersi olmasina ragmen baskalarinin onlari samimi, fedâkar, serefli, baskalari için kendisini feda eden bir insan olarak propaganda etmelerini isterler. Bütün hareket ve faaliyetlerinde hep takdir ve tebcil beklentisi içinde bulunur ve damlalarinin derya, zerrelerinin günes gösterilmesini arzu ederler.
Peygamberâne Tevazu ve Mahviyet
Oysa, hakiki müminin seni tevazu ve mahviyettir. Inanan bir insan Hak karsisinda gerçek yerinin suurundadir ve kendini insanlardan bir insan veya varligin herhangi bir parçasi kabul eder. O, kendinde zâtî hiçbir kiymet görmez; hatta ilahî inâyetle fevkalâde bir muameleye tâbi tutulmazsa halkin en serlisi derekesine düseceginden korkar. Dolayisiyla da, methedilmekten hiç hoslanmaz, övülmekten memnun olmaz. Birisi ona ithafen Firdevsî'nin destani gibi bir destan yazsa ya da okusa, onu bile duymazliktan gelir veya hiç üzerine almaz. Benlik hesabina içinde beliren büyük-küçük her çesit dahilî kipirdanisa karsi hemen harekete geçip onu oldugu yerde bogma cehdi gösterir. Hele lehte de olsa mübalagali sözleri hiç sevmez; onlari büyük birer iddia ve zimnî yalan kabul eder.
Insanligin Iftihâr Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) o essiz hayatini tevazu ve mahviyetle örgülemis ve bize de bu yolu isaret etmistir. Mesela; kendisini Hazreti Musa ile karsilastirip yüce kâmetini ve üstünlügünü dile getirenleri ikaz sadedinde Beni, Musa'ya tafdil etmeyin. Buyurmustur. Yine Baligin yoldasi olan zât (Hazreti Yunus) gibi olma!(Kalem, 68/48) ayeti nazil olunca, ihtimal bazi sahabiler, Acaba Hazreti Yunus ne kusur isledi? diye düsünürler mülahazasiyla, Rasûl-ü Ekrem hemen Beni, Yunus b. Metta'ya tercih etmeyin... demistir.
O tevazu âbidesi, kendisine Seyyidimiz, efendimiz sensin! diyenlere karsi hep reaksiyon göstermis ve Hayir, efendimiz Allah'tir. mukabelesinde bulunmustur. Bir gün Yâ hayre-i-beriyye / Ey yeryüzünün en hayirlisi diye seslenen birine, O dedigin Ibrahim'dir. sözüyle karsilik vermistir. Gayb âlemine ait perdeler, çok defa O'nun gözünün önünden kalkmis ve Allah'in izniyle O verâlarin verâsini müsahede etmistir; ancak bir gün Hazreti Aise (radiyallahu anha) annemizin odasinda ilahi söyleyen kadinlarin, Bizim aramizda öyle bir Nebî var ki, yarin ne olacagini bilir dediklerini duyunca, onlari derhal susturmus ve Ille de bir sey söyleyecekseniz, dogruyu söyleyin; ben yarin meydana gelecek her seyi bilemem, Allah ne bildirirse onu bilebilirim! buyurmustur.
Ey Riyakâr Nefsim!
Insan-i Kâmil (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslîmât) Efendimizin halka-yi tedrisinden dersini alan ve her haliyle ona benzemeye çalisan Hazreti Ebu Bekir (radiyallahu anh) da peygamberâne tevazu ve mahviyetin en güzel mümessillerinden biri olarak yasamistir. Öyle ki, hayati boyunca methedilmeyi hiç sevmemis ve övülmekten hep rahatsizlik duymustur. Hatta rizasi olmadigi halde övüldügü zamanlarda utancindan kipkirmizi olmus ve Allah korkusundan dolayi hemen el açip söyle duada bulunmustur: Rabbim! Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de kendimi baskalarindan daha iyi bilirim. Ey Âlemlerin Rabbi! Halkin bende zannettigi iyilik ve faziletleri bana nasip et; insanlarin bilmedikleri günahlarimi da bagisla! Söyledikleri güzel sifatlardan dolayi kendini begenmislik ve gurur gibi tehlikelere düsmekten beni koru!
Demek ki, takdir, tebcil ve övgüler karsisinda mümince tavir mahviyettir; Allah'im hakkimda söylenen bu sözleri dua olarak kabul buyur; bunlari benim için gurur ve kibir sebebi kilma ve beni nefsimle bas basa birakip ayagimi kaydirma! diyerek hemen bütün medh ü senâlarin asil sahibi Mevlâ-yi Müteal'e siginmaktir. Evet, takdir beklememek ve övülmeyi hiç istememek bir seviye meselesidir; bazi müminler de yer yer ve zaman zaman yaptiklari ameller ile baskalarinin takdirlerini bekleyebilirler. Ne var ki, medh ü senâlar karsisinda kalb balansini ayarlayabilme gayretinde olmak bütün müminler için bir vazifedir. Aksi halde, insan nefsine uyar ve kendini simarikliga, gaflete salarsa, tebrik ve takdirler onun ayagini kaydirabilir. Nitekim, Vehb bin Münebbih hazretleri buyurur ki, Bir insanin dini hayat adina en güzel ahlaki, dünyaya ragbet etmemesidir; en serli huyu da, nefsinin arzu ve isteklerine uymasidir. Nefse uymanin alâmeti ise; mali, makami ve insanlar arasinda methedilmeyi sevmektir.
Ayrica, Nur Müellifi, Sen, ey riyakâr nefsim! Dine hizmet ettim diye gururlanma. Allah bu dini fâcir bir adamla da te'yid ve takviye eder. sirrinca, müzekka olmadigin için, belki sen kendini o racül-ü fâcir bilmelisin! diyerek bize mümince düsüncenin bir baska yanini hatirlatmistir. Bu mülahazaya bagli kalan bir insanin, teveccüh-ü nâs beklemesi, hüsn-ü zannin layik gördügü makamlara dilbeste olmasi, methedilmeyi arzulamasi ve riyaya, süm'aya girmesi düsünülemez. Çünkü, o hizmetlerini, kendisine verilmis nimetlerin sükrü ve kulluk vazifesi olarak görür; bu düsünceyle ucub ve riyadan da kurtulur.
Koynunda Akrep Var!
Hakiki bir mümin, hakkinda methiyeler dizildigi zaman sevinmedigi gibi yerildigi zaman da üzülmemelidir. Aslinda, insanin kendi kendisini sorgulayip küçük göstermesi bir açidan kolaydir; fakat, kusurlarinin baskasi tarafindan sayilip dökülmesi seklindeki bir zemm firtinasi karsisinda Koynumdaki akrebi haber verene rahmet!... diyebilmesi çok zordur. Belki insan o firtina geçtikten belli bir süre sonra kendi kendine Iyi ki kusurlarimi söyledi; beni bitirmek üzere olan hatalarimi haber verdi diyerek memnuniyetini ifade edebilir; fakat, yerildigi o ilk anda hazm-i nefiste bulunarak, Allah senden razi olsun; hatami söylemekle bana yardimci oldun diyebilmesi babayigitçe bir tavirdir.
Bize bu konuda da hüsn-ü misal olan Hazreti Üstad, giyabinda tezyifkârâne sözler söyleyen ve kendisine hakaret eden biriyle alakali söyle düsündügünü ifade ediyor: Eger onun tahkiri ve beyan ettigi kusurlar sahsima ve nefsime ait ise, Allah ondan razi olsun ki, nefsimin ayiplarini söyler. Eger dogru söylemisse, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardim etmis olur. Eger yalan söylemisse, bu da beni riyadan ve riyanin esasi olan söhret-i kâzibeden kurtarmaya yardimdir. (...) boynumda veya koynumda bir akrep bulundugunu biri söylese veya gösterse, ona darilmak degil, belki memnun olmak lazim gelir.
Evet, o büyük insan da hiçbir zaman takdir beklememistir. Hatta kendisine takdir hissiyle bakan talebelerini hemen tekdir etmis; Niçin yüzüme öyle bakiyorsunuz? Ben kendimi sevmiyorum. Bana haddimden fazla makam vereni de sevmiyorum demistir. Bir gün, bir talebesi Bu muhtesem eserlerin müellifi olan zât elbette büyük bir zâttir diye içinden geçirip hayranlikla kendisini süzünce Bana makam vermeyin diyerek onu ikaz etmis ve nazarlari sahsina degil Kur-an hakikatlerine çevirmeye çalismistir. Su sözlerle kendi nefsine seslenirken aslinda bize -bastan beri anlatmaya çalistigim- mümince düsünce tarzini bir kere daha hatirlatmistir: Senin vazifen fahir degil, sükürdür. Sana lâyik olan söhret degil, tevazudur, hacâlettir. Senin hakkin medih degil, istigfardir, nedâmettir. Senin kemâlin hodbinlikte degil, hüdâbinliktedir.
Hasili; yaptiklarindan ötürü sevinip simarmak ve hiçbir katkida bulunmadigi basarilarin, hiç üzerinde tasimadigi güzel sifatlarin bile kendisine atfedilmesini ve onlardan dolayi övülmeyi istemek bir küfür ve nifak sifatidir. Ne var ki, takdir ü tebcil beklentisi kalbi öldüren bir virüs olarak bazi müminlerde de bulunabilmektedir. Imanda olgunluga adim atmis bir insanin nazarinda yergi ile övgü esittir; o zemmedilme ile methedilmeyi bir bilir. Medihten hoslanmadigi gibi, methedene karsi da içinde bir burukluk hisseden; bir manada yergiden memnun olan ve kendisini yeren kimseye hiddet etmek söyle dursun, onu yardima kosmus bir dost olarak gören insan ise, kemal ehli hakiki bir mümindir. Zira, böyle biri, övülmenin gönül dünyasi için zararli bir fitne oldugunu bildiginden dolayi methedenden hiç hazzetmez; giybet, iftira ve bühtana girmeden, müspet tenkit diyebilecegimiz bir üslupla kendisini zemmedeni ise, kusurlarini hatirlatip onlardan kurtulus yolu gösterdigi ya da sabredip sevap kazanmasina vesile oldugu için memnuniyetle karsilar.

 



topalbozkurt : 29.07.2009 20:16:39 tarihinde bu mesaji düzenledi..

--------------------
www.topalbozkurt.com Adalet topaldir.Agir agir yürür.Ancak gidecegi yere er gec ulasir..! www.topalbozkurt.com
Övülme tutkusu konusunun açılma tarihi: 22.07.2009 23:22:48
         << Önceki Konu : Sabir mi? tahammül mü?..     >> Sonraki Konu :Bir testiye bir adam..


     




Son konular
Açan
Forum istatistikleri
Ahiret muhasebesi programi | herkes Içer..
topalbozkurt
Ben bunlardan hangisiyimm???..
topalbozkurt
MerhametIn amentüsü..
topalbozkurt
Sabir mi? tahammül mü?..
topalbozkurt
Övülme tutkusu..
topalbozkurt
Forumdaki 9 Kategoride 105 Forum var, Bu forumlara açılan 8072 Konuya 17184 Cevap yazıldı..
Kimler Bağlı Bağlı tiklatt.com üyesi yok..
UYARI: Övülme tutkusu adlı konudan indirdiğiniz program yada dosyaları lütfen virus taramasından geçiriniz. tiklatt.com olarak Övülme tutkusu konusu ve içeriğinden sorumlu değiliz. Övülme tutkusu konusundan sadece Övülme tutkusu konusunu açan kişi yada kurumlar sorumlu tutulmaktadır. Teşekkür ederiz.. Sizin siteniz tiklatt.com ..

 

Telif hakki © 2008 tiklatt.com Tüm haklari saklidir. Herhangi bir nedenle site içerigi izinsiz olarak kullanilamaz. Sitede yayinlanan içerikten ekleyen sorumludur.
| [ Düzenleme: Burak AYDIN ] | Lokman Hekim
Bu sayfa: 0,97 saniyede yüklendi.